Doğu Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
Günaydın! Maç günü geldi çattı, bu haftayı hafta sonu Yüksek Divan Kurulu olmasına rağmen biraz sessiz geçirdik. Kulaklıkları takalım, kahveyi koyalım ve başlayalım. Aziz Yıldırım’ın bu performansına ve taraftarın tepkisine bence The Cardigans’dan Erase/Rewind çok yakışıyor. Kavurmaya yeni eklediğimiz kahvelerden Guatemala – El Chalun içerken bir YDK değerlendirmesi yazayım dedim bugün. 4 saatlik YDK’yı henüz izlemedim bu yazıda Aziz Yıldırım’ın konuşmasına ve söylediklerine odaklanacağız.
Aziz Yıldırım’ı unutanlar için enteresan geçen bir YDK Aziz Yıldırım’ı hatırlayanlar için tahmin ediyorum o kadar da enteresan geçmedi. Uzun süreli bir Aziz yıldırım karşıtı olarak ben YDK söylemlerini ve konuşulanları o kadar heyecan verici bulmadım. Medya ve taraftar genelinde bir iyimserlik görüyorum, bu tahminen erken biten önemli transferlerin de getirdiği pozitif hava ile ilintili.
Temel olarak dört başlık altında konuştu Aziz Yıldırım. Ben bu başlıkları ve kendi yorumlarımı başlıklar altında geçeceğim.
Beni Konuşturmasınlar
Bir Aziz Yıldırım klasiği. Ya altını dolduramayacağı ya da aleni ortamda söylemenin Fenerbahçe’ye zarar vereceği şeyleri söyler gibi yapıp söylememek. Bunun karşı tarafı ilgilendiren kısımlarına karşı taraf güçlü cevap veremiyor çünkü Aziz Yıldırım bir şey söylemiyor, ya da “Konuşursam UEFA çatırdar” gibi söylemler ile boş efelik yapıyor.
Bu YDK’da bu minvaldeki hedefi geçmiş yönetimlerin gelecek gelirleri harcamasıydı. 12. Dakika civarında bu konuya girdi. Tam açık açık bir şey söylemeden bu konuları yine beni konuşturmayın diye yarım ağız geçti.
İşin aslı bu bir Aziz Yıldırım kusuru değil bu halkımızın her ferdine yayılmış bir kusur. Televizyonlarda, gazetelerde her yerde her konu tartışılırken “siz ne olduğunu biliyorsunuz, bana söyletmeyin şimdi” lafını çok sık duyarsınız. Bilmiyoruz kardeşim, ne biliyorsanız bir kere de açık açık söyleyin! Sürekli bir şifreli konuşma, ima ile mesaj gönderme, sahte efelik.
Buradaki öfkeyi hak eden tamamı ile Aziz Yıldırım değil, bu tarz konuşmalar benim Aziz Yıldırım’dan bağımsız ayrıca sinirlendiğim bir mesele. Bu lafları duyunca ayrıca sinirleniyorum.
Transfer ve Lisans Eksikliğine UEFA Yaptırımı
22. Dakika civarında Aziz yıldırım bizim ağzımızdan duymadığınız hiçbir şeye inanmayın dedikten sonra acıka bu hafta içinde bir santrafor alacağız açık açık söylüyorum dedi. Burası çokça tekrarlandı ama devamı daha enteresan ve dedi ki ihtiyacımız olursa 10+4 dışında bir operasyon gerekirse onu da yaparız. Bu ikinci cümleye çok dikkat edilmedi ama buradan çıkan açık anlam alınacak santraforun u-23 olduğu. Ben yanlış yorumluyor olabilirim, Aziz Yıldırım belki farklı bir cümle kurmak isterken başka şekilde söylemiş olabilir ama kurulan cümleden anlaşılan bu.
Yine kimsenin bahsetmediği çok çok önemli bir başlık, UEFA maddesi ile açıkladığı nokta. Aziz Yıldırım 24:08’de sözleşmeli oyuncuların, lisansı alınmadığı takdirde bonservisi elinde ve maaşlarının tamamına hak kazanarak ayrılabileceğini söylüyor. Benim bu konu ile bulabildiğim madde bir UEFA değil FIFA maddesi. FIFA Regulations on the Status and Transfer of Players metninin 14. Maddesi futbolcuların haklı sebeple bunu yapabilmesine olanak tanıyor. Aziz Yıldırım’ın bahsettiği kadar net olmamak ile beraber bu gerçek bir risk.
Bunun da yeterince konuşulduğunu düşünmüyorum.
Mali Konular ve Amatör Şubeler
Amatör Şube zararları basketbol ve voleybol şubeleri dahil, €20m olarak açıklandı. Bunların arasında Serdar Ali Çelikler gibi adamların futbol şubesinin başarısızlık sebebi olarak gördüğü Erkek Basketbol şubesi bütçe açığı vermiyor.
Basında konuşulduğunu görmediğim futbolcu maaş vergilerinin amatör branşlara harcanabilme muafiyeti. Aziz Yıldırım’ın ifadesi ile bu maaş vergileri kendi dönemindeki yasa ile amatör branşlara ve spor tesisleşmesine harcanarak mahsup edilebiliyormuş. Yeni yasa değişikliği ile bu mahsuplaşma için kullanılacak miktar, vergi miktarının %50’si olarak belirlenmiş. Bence bu çok önemli bir noktaydı ve çok yazılıp çizildiğini de görmedim.
Aynı konuya ilişkin başka bir eklemesi de sporcu vergilerine sağlanan vergi yükü avantajının kalkmış olduğuydu. Sporcu maaşı vergilerinden %40 ödendiğini söyledi.
Yine ufak bir matematik hesabı yapacak olursak, Fenerbahçe’nin €135m maaş bütçesini burada anlatmıştım, -ki burada eski vergi sistemi üzerinden yaptığımız bir hesap vardı- €27m vergi yükü sadece mevzuat eski haline geldiği takdirde Fenerbahçe’nin amatör şubelerini tamamen finanse etmeye yettiği gibi Erkek Basketbol, stat yenilemeleri yahut bilimum başka sebep için de kullanılabilecek çok ekstra bir bütçe açıyor.
Eğer ki yeni vergi mevzuatı yürürlüğe girdiyse ve futbolcular %40 vergilendiriliyor ise Fenerbahçe’nin brüt maaş yükü €180m tutarına çıkıyor. Kıyas yapacak olursak bu PSG’nin brüt maaş yükünün üstüne çıkıyoruz demek. Bir Şampiyonlar Ligi bekleriz artık. Madem PSG maaşı harcıyoruz o zaman PSG başarısı elde edilecek.
Burada futbol şubesinin israfını verilen maaşların saçmalığını konuşmayıp amatör şube kısmını bu şubeleri ne yapacağız onu da konuşalım diye bitirmesini mantıklı bulan yorumcularımıza izan diliyorum. Futbol şubesinin vergileri ile bütün amatör branşları, basketbolu ve voleybolu kadın erkek ayırmadan finanse edebildiğimiz bir yerde tutup da amatör şube giderlerinden şikayet etmek ancak spor düşmanlığı ile açıklanabilir.
Rahmetli İslam Çupi’nin “Fenerbahçe Büyüklüğü” özdeyişini hiç sevmedim ve anlamsız buldum. Buna kızanlar olabilir, haklı da olabilirsiniz. Bence adı konamayan, soyut, kıymeti kendinden menkul bir büyüklük ancak masallarda olur. Ben “Fenerbahçe Büyüklüğü”nün adının çok rahat konabileceğini düşünüyorum. Fenerbahçe amasız, fakatsız ve rakipsiz şekilde dünyanın en büyük spor kulübü. Bunun tartışılacak bir tarafı yok ve tribünlerimizde yazıldığı üzere “Senin büyüklüğünü tartışanlarda akıl aramak aptallık olur”. Lakin siz eğer amatör şubeleri kapatalım derseniz o büyüklüğün dalını değil gövdesini kesersiniz.
Aziz Yıldırım geçmişte amatör şubelere verdiği destekle her zaman bu konuda takdir topladı. Ben buradaki konuşmasını da kapatmanın yolunu yapmaktan ziyade, bu şubelerin getirdiği mali yükün kendi yönetimine karşı bir muhalefet aracı olmaması için dile getirdiği bir argüman olarak görüyorum ve öyle umuyorum.
Fenerbahçe GYO, Emlak Projeleri ve Tesisleşme
24. dakika civarında Aziz Yıldırım Nathan Ake, adını anmak istemediğim kanat transferi ve Vedat Muriqi’nin bonservis ve maaş bedellerinin sözleşme sonuna kadar €138m olduğunu açıkladı. Bunu açıklarken bu kaynakların nasıl yaratılacağını da daha sonra açıklayacağını söyledi. Benim gördüğüm ve dinlediğim kadarıyla bunu açıkça şuradan kaynaklandırıyoruz demedi.
Konuşma boyunca gelir kalemi için bahsedilen tek konu da Nata Holding’den Yusuf Tan’ın anlattığı Bodrum’da yer alan emlak projesi dışında ciddi bir gelir kalemi duymadık. Projenin fizibilitesi, karlılığı vesair konuları benim değerlendirebileceğim konular değil. Burada Fenerbahçe finansal bir yük üstlenmeden, satışlardan bir pay alacak. Bu işin özeti bu.
Burada sorulacak ve cevabı olmayan önemli soru şu, buradan elde edilen gelirleri UEFA yarışmalarına oyuncu kaydederken nasıl kullanacaksınız? Burada projeyi değersizleştirmeye çalışmıyorum, burada Fenerbahçe’ye yapılan bir iyilik var. Bunu amasız, fakatsız söyleyelim. Elbette ki operasyonel giderlere faydası olacak. Bununla beraber UEFA oyuncu kaydı kıstasında operasyon gelirlerini değil futbol gelirlerini esas alıyor. Burada elde edilen gelir dilerseniz 120 değil 520 milyon $ olsun, temel problem bu gelirlerin klasman dışı kalması.
Yusuf Bey’e ve hatta Aziz Yıldırım’a bu kaynak için teşekkür ederken bunun nasıl kullanılacağına dair soruları da unutmamak lazım.
Bu projeden biraz önce bir Fenerbahçe GYO’dan bahsetti Aziz Yıldırım, çok detay vermedi. Dolayısı ile çok bir şey konuşmaya gerek yok.
Son konu ise tesisleşmeden bahsetti Aziz Yıldırım. Kendisinin önceki döneminde fark yarattığı ve her zaman iyi yaptığı bir iş. Stat koltukları ile başladı, Metin Aşık Tesisleri’nden bahsetti, Maltepe inşaatlarına kısaca değendi, Fikirtepe’den bahsetti. Bunlarla ilgili sadece Metin Aşık Tesisleri’nden bahsetti ciddi şekilde. Burada söylediği şeylerin hiçbiri itiraz edilecek şeyler değil. Sadece tesis inşaatı keşke Oğuz Çetin ve Müjdat Yetkiner değil ciddi bir futbol aklı ile dizayn edilse.
Burada olumlu gördüğüm bir husus Ali Koç’a bir zeytin dalı uzatmış olması. Eğer Aziz Yıldırım’ın değişeceğine dair bir umudumuz olacaksa buradan başlayabiliriz. Ben Aziz Yıldırım’ın kavgalı olduğu kimse ile barıştığını hatırlamıyorum önceki döneminde.
Altyapı
Altyapıya dair Aziz Yıldırım iki temel noktadan bahsetti, birisi Chris van Puyvelde’nin bu Ocak ayı ile beraber Altyapı Koordinatörlüğü görevine getirilmesi, ikincisi de Aziz Yıldırım’ın bence saçmaladığı Türkiye’de altyapıdan oyuncu yetişmez çıkışı.
Chris van Puyvelde ile başlayalım, Chris van Puyvelde ile ilgili Aziz Yıldırım Belçika zamanından övgüyle bahsedip Belçika’nın altın jenerasyonu için kendisini övüyor.
Chris van Puyvelde ile ilgili hiçbir fikrim yok ancak Aziz Yıldırım’ın anlattığı Belçika ve Fas konuları gerçeklikle bağdaşmıyor. Kendisi Belçikada’ki göreve 2015 yılında gelmiş, 2015 yılında gelen adamı Belçika altın jenerasyonu için neden övüyoruz? Jenerasyon zaten orada, sizin öveceğiniz adam 2015’ten 10-15 sene önce o işleri yapan adam, o da Michel Sablon. Benim biraz haber okuyup görebildiğim somut etkisi o jenerasyonun başına Roberto Martinez getirmesi. Roberto Martinez’e o takımı emanet etmek parmakla gösterilecek, derslerde okutulacak cinsten bir hataydı.
Fas hikayesi yine aynı, 2022’de göreve gelmiş. Jenerasyon zaten hazır. Burada Belçika hikayesi tekrar ediyor. Burada bir pozitif katkısı var, Fas dışında oynayan Fas’lı oyuncuları Fas milli takımına ikna etmiş olması övgü almış. Bu Fenerbahçe Altyapı Koordinatörlüğü’ne nasıl etki eder hiçbir fikrim yok.
Kötü bir aday demiyorum, bilmiyorum ve tanımıyorum ancak Aziz Yıldırım’ın kendisini övdüğü şekilde bir altın jenerasyon yetiştiriciliği yok. Bu olmayacağı anlamına gelmiyor.
Şimdi ikinci kısmına gelelim. Aziz Yıldırım ne diyor, “Türkiye’de altyapıdan oyuncu yetişme şansı yok”. Yani bunu söyleyen Galatasaray başkanı olsa diyeceğim ki son senelerdeki altyapı başarısızlığına kılıf arıyor. Son senelerde sen kendi altyapından çıkan, dışarıdan aldığın ve yetiştirdiğin birçok oyuncuyu başarılı bir şekilde oynatmış ve satmışsın, buradan çıkan sonuç “Türkiye’de altyapıdan oyuncu yetişme şansı yok” olmaz.
İkinci kısmında bunu aklı selim bir yere bağlıyor ve diyor ki, eğitimci yok, tesis yok, beslenme, psikolojik destek yok. Bunların hepsine katılıyorum ama bunun neticesi şu olmalı “Bu şartlarda bu yetenekleri yetiştiriyoruz, daha fazla yetiştirmeliyiz”. Bunun devamında 7 adet saha yapılacağından bahsetti ve bunlar bu sene yapılacakmış. Umarım yapılır, Fenerbahçe’nin altyapısını daha ciddiye alması lazım.
Türk Spor Şurası
Bunu önemli buldum, Türk Sporu’nun ve dolayısı ile Türk Futbolu’nun kulüplerden bağımsız sorunları var. Harcama limiti politikalarının öngörülebilir olması, yayın gelirlerinin daha eşit dağıtılması, lig maçlarının izlenme rakamlarının artması, genç oyuncu yetiştirme teşvikleri gibi say say bitmeyecek konular silsilesi var. Bunu yapılabilirse yapıldığında ayrıca değerlendirmek lazım ama irade olması güzel.
Sonsöz
Aziz Yıldırım kapanışta bir sene için burada olduğunu söyledi. Sanmıyorum, ki sadece bir sene için gelme metodunu da saçma buluyorum. Yönetimlerin ciddi bir fikir ve istikrarla gelmesi lazım. Aziz Yıldırım’ı ve yönetim tarzını sevmemekle beraber, konuşması sadece eğlence perspektifinden baktığım zaman gerçekten eğlenceli. Yani Aziz yıldırım dinlerken katılıp katılmamaktan bağımsız gülmemek zor. Benim zamanım ile yarın Türkiye saati ile bugün maç var. Maçtan ve umarım rahat bir galibiyetten sonra görüşmek üzere!